Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

BAKIMLI BAYAN

Ağustos 2007 tarihli yazilar (sayfa 1)Ağustos 2007 tarihli diger ogeler resimler , videolar

Şişmanlatan virüs mü var?

siss
Yeni bir araştırma, aşırı şişmanlığa bir virüsün neden olduğu yönünde...
ABD'de insanların neden şişmanladığına ilişkin yapılan yeni bir araştırma, obeziteye bir virüsün neden olabileceğini ortaya koydu.

Yeni araştırmanın sonuçlarına göre, insan kök hücreleri, bilindik bir virüse maruz kaldığı zaman yağ hücrelerine dönüşüyor. Bu hücreler yalnızca değişmekle kalmıyor yağı da depolamaya başlıyor.

Bulgular, aşırı iştah ve hareketsizlikten bel bölgelerinin genişlemesinin nedenleri için yakın zamanda ortaya atılan kanıtlara yeni bir katkı olarak görülüyor.

Göz iltihabı ve soğuk algınlığına neden olan virüs ailesinden gelen 'Adenovirus-36' adlı bu virüsle obezite arasında yıllardır bağlantı kurmaya çalışan araştırmacılar, zayıflara nazaran şişmanların büyük bir kısmında bu virüsün olduğunu buldu.

Hayvanlara bu virüsü vererek şişmanlatan araştırmacılar, hatta bu virüsün içinde hayvanları obez yapan bir gen saptadı.

Louisiana eyaleti Pennington Biomedikal Araştırma Merkezi'nde araştırmayı yürüten heyetin başkanı Nikhil Dhurandhar, çalışmalarında insanlara bu virüsü ahlaki değerlerden dolayı veremeyecekleri için başka yollara başvurduklarını belirtti.

Liposuction yaptıran insanlardan alınan yağ hücrelerindeki yetişkin kök hücreleri çıkaran araştırmacılar, bu hücreleri laboratuvar ortamında bu virüse maruz bıraktı.

Yetişkin kök hücreleri yeniden üredi ve vücudun kendini iyileştirmesine yardımcı olacak farklı hücre türlerine dönüştü.

Virüse maruz kalan bu hücrelerin yarısından fazlasının yağ hücrelerine dönüştüğü saptandı.

Araştırmacılar, obezite için virütik bir neden teyit edildiği takdirde 5-10 yıl arasında insanların bu virüs yüzünden şişmanlamalarının önüne geçecek bir aşının geliştirilebileceğini belirtti.

Doğum kontrol hapı mucizesi

do
Prof. Dr. Saffet Dilek, doğum kontrol haplarının kanseri önlediğini iddia etti
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Saffet Dilek, gebeliğe karşı koruyan doğum kontrol haplarının birçok faydasının yanı sıra kanser önleyici özelliğinin de olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Dilek, yaptığı yazılı açıklamada, doğum kontrol haplarının adet sancılarını giderici, yoğun adet kanamalarını engelleyici özellikleri olduğunu belirtti. Hapların bunların yanı sıra, kanseri önleyici özelliği de bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Dilek, şunları kaydetti:

''Doğum kontrol hapı kullananlarda rahim kanseri, rahim içi kanseri, yumurtalık kanseri riskinde bir azalma olduğu biliniyor. Doğum kontrol hapları, temel olarak östrojen ve progestrojen olarak iki hormondan oluşuyor. Haplarda östrojenin daha fazla olduğu için bilinen yan etkiler de geçmiş dönemlere ait.''

Prof. Dr. Dilek, geçmişte 35 yaş üzerindeki kadınlara doğum kontrol haplarının, bu dönemde damar lezyonlarında ve yaşa bağlı kanser riskinde artış olması nedeniyle fazla önerilmediğini belirtti.

Dişlerimiz nasıl çürür biliyormuyuz?

diss
İyi bir dişe sahip olmak için önce dişlerin nasıl çürüdüğünü öğrenin.
Mynet'ten Dt. Betül Yurteri diş sağlığı ve estetiği konusunda önemli bilgiler verdi. Dişlerin nasıl çürüdüğüne dair söyledikleri çok önemli..

Bakteri Kolonileri

Öncelikler, ağzınızda binlerce bakteri bulunur. Bu tamamen normal bir durumdur. Aslında bu bakterilerin çoğu faydalıdır. Ancak az bir miktar bakteri vardır ki bunlar çürüme sürecinde rol oynar. Özellikle sorumlu olan streptococcus mutans adlı bir bakteri, nişastalı yiyecekler bakımından zengin bir ortam bulduğunda hızla çoğalır ve büyük koloniler oluşturur. Karbonhidratlar olarak da bilinen ve pasta, ekmek, krakerler ve tatlılarda bulunan bu nişastalar, eğer düzenli olarak fırçalanıp temizlenmezse diş üzerinde plakları oluştururlar. Plak, tükürük, yemek artıkları ve bakterilerin karışımı olan yapışkan bir film tabakasıdır ve dişler üzerinde sürekli oluşur.

Streptococcus mutans her türlü karbonhidratı yer ama en çabuk yediği şekerdeki nişastadır. Ve şeker ne kadar rafine olursa, bakterinin bunu yeme hızı o kadar çabuktur. Bunun anlamı şudur: früktoz olarak bilinen meyvedeki doğal şekerler, bakteriler tarafından beyaz şeker kadar hızlı tüketilmez.

Bakteriler plaktaki şekeri yediklerinde kimyasal bir reaksiyon oluşur. Şekerler daha basit elemanlara ayrışır ve bu elemanlardan birisi de bir asittir (laktik asit). Lisedeki fen dersinde öğrendiğiniz gibi asit pek çok şeyi bozar; buna diş minesi de dahildir.

Sonuç olarak ağzınızdaki bakteriler, dişinizin üzerindeki plakların içindeki şekerle kendilerine ziyafet verir. Daha sonra üretilen asitler dişinizin minesini bozmak için çalışmaya başlar. Sonucunda dişinizin yüzeyi üzerinde asitlerin erittiği mineden dolayı bir delik oluşur. Artık bir oyuk vardır ve bu da diş çürüğünün görünen halidir. Bu bir kez oluştuğunda bizim için çürüme işlemini durdurmanın tek yolu, dişinizin çürümüş bölümünü temizleyerek buraya dolgu yapmaktır.

Bu hikayenin parlak bir tarafı var! Düzgün bir şekilde diş fırçaladığınız ve ip kullandığınızda dişlerinizin üzerinde çok az plak kalır ve bakterilerin de “dilediğince ye” türü bir açık büfesi olmaz. Bu, dişlerinizi üzerinde kolonileşemeyecekleri ve diş çürüğüne neden olan asitleri üretemeyecekleri anlamına gelir.

Giydiklerinizle zayıf görünmenin sırrı...

iysi
Kilo vermeyi bekleyecek kadar zamanınız yok mu? İşte ince gösteren moda ipuçları.

İyi görünmenin yolu sadece zayıflamaktan geçmiyor. Doğru kıyafetlerle daha zayıf ve daha ince görünmenin püf noktaları da var. İşte modacılardan daha zayıf görünmenizi sağlayacak 6 öneri..

1. Tek renk kullanın..
Gece mavisi, kahverengi ya da siyah gibi tek renk koyu renkli elbiseler giyin.. Bunun yanı sıra aynı rengin farklı tonlarını da birlikte giyebilirsiniz. Bej, deniz mavisi, mercan ya da teninize en iyi giden renklerde desenleri bulunan giysiler de olabilir. Eğer rengin sizi daha kilolu gösterdiğini düşünüyorsanız, elbise olarak sizde nasıl durduğuna da bakın.

2. Kumaşları doğru seçin..
Katı, sert ve ağır hatta yapışan kumaşlardan uzak durun. En iyi seçim hafif, yumuşak ve giydiğinizde vücudunuzdan kayan kumaşlardır. Amacınız vücudunuzun genel şeklini görmek olmamalı..

3. Vücudunuza göre ayarlayın..
Geniş omuzlarınız varsa, vatka ya da herhangi bir omuz aperatı kullanmayın. Kayık ve yuvarlak yakalı giysileri tercih etmeyin. Üstünüzü daha küçük göstermek için modaya uygun V yakalı elbiseler, V yakalı üst ve etek veya bol pantolonları tercih edin. Eğer üst küçük alt büyükse, yani armut vücutluysanız, boynunuzu kalın göstermeyen, omuzlarınıza uygun sizi dik gösteren kıyafetleri arayın. Üst için yuvarlak, oyuk yaka kesimleri, alt için de düz etek ya da normal kesim pantolonları seçin.

4. Kalça ve basenler
Büyük kalça ve basenleri kamufle etmek için, rahat pileli, bel kısmı büzgülü rahat etek ve pantolonlar tercih edilebilir. Modaya uygun, düz çizgiler yan cepli ya da cepsiz modeller seçin. Basenleri küçük göstermek için beli düz yarım ya da dizden hafifçe aşağıda pantolonlar arayın. Daha uzun ve zayıf görünüm için pantolonunuz ya da eteğiniz yere değecek kadar uzun olmalı.
Basenlerinizi daha fazla kamufle etmek için etek ve pantolon giydikten sonra kalçalarınızı örtecek kadar uzun bluz ya da bluzunuzun üzerine hjafifi dantel ya da örgü tunikler giyebilirsiniz. Kalçalarınızdan aşağısının çok fazla uzun olmamasına dikkat edin.

5. Kesim ve dikişileri inceleyin
Giysilerinizde, özellikle ceketlerde kare şekilli olanları ya da sıkı saran modelleri tercih etmeyin. Bunun yerine hatları hafif belli eden modelleri tercih edin. Elbiselerin dikişleri daha ön plana çıkartılmış olabilir.

6. Ayakkabıları unutmayın
Sadece elbiselerle zayıf görüneceğinizi sanmayın. Giysilerinizi belirledikten sonra ayakkabılarınızı deneyin. Özellikle ayaklarınız genişse ince şeritli ve düz sandaletler, ufak topuklu ayakkabılar giymeyin. Bunun yerine, kısa topuklu ya da üzerinde durabiliyorsanız yüksek topuklu ayakkabılar giyin. 5 cm'lik topuk ne giyerseniz giyin sizi daha ince gösterecektir. Ayak bileğinize dolanan ayakkabılardan, kare topuklardan uzak durun. Tüm bunlar sizi daha bodur ve bacaklarınızın daha kısa görünmesine neden olur.

Güzelliğiniz takıntı haline mi geldi?

uzellik_takintisi

Ayna hastalığı olarak da bilinen dismorfofobide kişi kendi vücudu ile ilgili sürekli eleştirecek birşey buluyor ve estetik cerraha koşuyor.

Güzel olmayı herkes ister ancak bu istek bir takıntı halini alır ve kişi kendinde sürekli kusur arayıp bularak mutsuz olmaya başlarsa... Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Teoman Doğan, 'kusursuz güzellik ' imajının yarattığı bir hastalık olan 'dismorfofobi' (halk arasında ayna hastalığı olarak bilinir) hakkında bilgi verdi.

Hastayı dinlemek gerekir
Op. Dr. Teoman Doğan 'ameliyat öncesi kişinin öyküsünü dinlemek çok önemlidir. Onu bize getiren nedenleri bilmemiz gerekiyor. Psikolojik durumu gerçekten çok belirleyicidir. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde yüzünden veya bedenindeki herhangi bir bölgeden utanan, bu nedenle çevresi tarafından alaya alınan kişilerin duygusal durumları çok hassas olabilmektedir'

Sık sık aynaya bakar
Dismorfofobi'si olan bir kişinin estetik operasyon sonrası alınan sonuçtan büyük olasılıkla memnun kalması da mümkün değil. Bu kişiler sürekli aynalarla yakın olmak isterler. Takıntılı derecede kendilerini inceleme halindedirler. Görünümlerinden hoşnut olmadıkları için de aynalara baktıkça depresif ruh halleri artar. Tam aksi de görülebilir. Kişi hiçbir koşulda aynaya bakmayı kabul etmeyebilir. Bu da hastalığın belirtilerindendir. Dr. Doğan'a göre, genellikle burnundan veya göğüslerinden şikayet eden bu kişiler kulaklarının veya kalçalarının büyüklüğünden de yakınırlar. Oysa aslında durum hiç de onların abarttıkları gibi değildir.

Ünlülere benzeme hayali
Hastalıkta sıklıkla rastlanan bir durum da kişinin kendine rol model olarak ünlüleri alması. Dr. Doğan, bu konu hakkında şunları söylüyor: 'Bu tip hastaların çoğu bir ünlüye benzemek istiyor. Bunun üzerinde durmak lazım. Örneğin, eline Angelina Jolie'nin resimlerini alıp gelmiş bir kadın hasta baştan ayağa Jolie'ye benzemek istediğini söylüyorsa burada bir problem vardır. Böyle bir durumda yapılması gereken kişileri psikiyatrlara yönlendirmektir.

Erkeklerden korkuyorum

korkakkiz Üniversite mezunu, yükseklinans yapmış, kültürlü bir genç kız. Aile tabusu yüzünden hiçbir erkeğe yaklaşamıyor.

Sevgili Güzin Ablacığım, ben 25 yaşında bir genç kızım.

Çocukluğumdan bu yana ailemin, özellikle de annemle ablamın baskıları altında yaşadım. Beni sürekli olarak erkeklere karşı uyarıyorlardı. Erkeklerin ne kadar kötü olduğunu, kadınlardan istifade etmekten başka bir şey düşünmediklerini, onlar için sadece cinselliğin önemli olduğunu, kadınları her zaman aldattıklarını dinleye dinleye büyüdüm. Ayrıca bana cinselliğin neredeyse ayıp ve utanılacak bir şey olduğunu aşıladılar. Bu nedenle de erkeklerden hep kaçtım ve korktum. Neredeyse erkek düşmanı oldum. İki yıl önce yüksek öğrenimimi tamamladım. Ancak ailemin uyarıları hálá sürüyor. Geçen yıl bir gençle tanışmıştım. Nasıl olduysa onunla arkadaş olabildim. Çok iyi bir genç. Beni çok seviyor ve çok düşünüyor. Ancak ona hiçbir şekilde yaklaşamıyorum. Bana dokunmasına, hatta öpmesine bile izin veremiyorum. Hemen tepki gösteriyorum. Tabii bu durum onu da üzüyor. Benden gittikçe uzaklaştığını hissediyorum. Ne yapmalıyım, nasıl davranmalıyım, bu halimi nasıl yenmeliyim? Ben erkeklere hiç yaklaşamayacak mıyım?

RUMUZ: ERKEK DÜŞMANI

Sevgili kızım, çocukluğundan bu yana ailenin seni erkekler ve cinsellik hakkında yanlış yönlendirmesi, bilinçaltında bir korku yaratmış. Bu bizde çok sık rastlanan bir durum. Böyle yanlış eğitilen genç kızların bir bölümü erkeğe öcü, cinselliğe ise korkulacak, utanılacak bir şey gözüyle bakıyorlar. Ve tabii bu yüzden de eşleriyle bile normal bir beraberlik yaşayamıyorlar. Evlilikte cinselliği, kadının erkeğin istekleri karşısında katlanması, boyun eğmesi gereken bir görevi olarak kabul ediyorlar. Hayatları boyunca orgazmı yaşamamış nice kadın var bu yüzden. Daha da kötüsü, bu yanlış bilgilendirme ve etkiyle, gencecik kızlar, eşleriyle gerdeğe giremiyor, vaginismus denen ve sıkça rastlanılan bir sorunla karşılaşabiliyorlar.

Senin bu durumun bilincinde olman, bu halinin kökeninde yatan gerçeği bilmen işini kolaylaştırıyor kızım. Bir psikologa gider, bunu anlatırsın. Eminim kısa zamanda seni bu sorundan kurtarır. Hatta kabul ederse, sevdiğin gençle birlikte psikologa gider, seni sevgisiyle nasıl bu saplantıdan kurtarabileceğini birlikte çözümlersiniz. Bu durumun çocukluktan bu yana yaşadığın baskıdan kaynaklandığını psikoloğa anlatırsınız. Eminim sana rahatlatıcı bir çözüm bulacaktır.Hürriyet

Kızlar neden pembe rengi sever?

kiz1 İngiliz uzmanlar kadınların neden pembe, rengi tercih ettiklerini araştırdı.

İngiliz Newcastle Üniversitesi uzmanları kadınların pembe, erkeklerin mavi rengi tercih etmesinin öğrenilen bir davranış mı yoksa genetik mi olduğunu araştırdı. Toplam 200 kadın ve erkeğe mavi-pembe tonlarından oluşan renk şemaları gösterildi. Her biri 250 farklı şemayı değerlendiren deneklerde kadınların daima pembeye yakın renkleri, erkeklerin ise mavi skalasındaki renkleri seçtiği görüldü. Araştırmacılar kadınların pembeyi, erkeklerin maviyi sevmesiyle ilgili şu açıklamaları yaptı:

Pembe: Olgun meyve..

İlk çağlarda kadınlar toplayıcılık yapıyordu. Meyvelerin olgunlaşıp olugunlaşmadığını anlamak için de kızarıklıklarına bakıyorlardı ve pembeleşmiş olanları topluyorlardı. Ayrıca çoğalmak için eş seçerken de yanaklarının pembe olmasına dikkat ediyorlardı. Çünkü bu, erkeğin sağlıklı olduğu anlamına geliyordu. İşte bu içgüdüsel tercihler pembe rengi çok sevmelerine neden oluyor.

Mavi: Avlanma havası

İlk çağlarda erkekler avcılık görevini üstlenmişti. Açık ve berrak mavi bir gökyüzü, avcılar için havanın avlanmaya müsait olduğu anlamına geliyordu. Bu durumda bereketli bir gün geçirecekleri inancı maviyi sevmelerini sağladı.

Hamilelikte astıma dikkat

hamile00


Hamilelerin üçte birinde astım sorununun ortaya çıktığını belirten uzmanlar, hamilelik döneminde astım ve alerjik sorunlarla karşılaşılmaması için dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.

Kayseri Nuh Naci Yazgan Göğüs Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr. Mustafa Demirel, astım ve alerjik problemi olan kadınların hamilelik öncesinde gerekli testlerin yapılmasının uygun olacağını söyledi. Hastalığın duyarsızlaştırma yapılarak hamilelik sırasında oluşabilecek krize karşı önlem alınabileceğini altını çizen Dr. Demirel, bu işlemin hamilelik sırasında da yapılacağını kaydetti.

Ancak astım ve alerjik e karşı bir önlem veya test yapılmazsa bebeğin zarar görebileceğini ifade eden Dr. Demirel,
"Yapılan bir araştırmaya göre hamilelerin üçte birinde astım sorunu ortaya çıkıyor. Hamilelik döneminde özellikle güvenirliliğini kanıtlamamış ilaçların kullanılmaması gerekir. Annelerin gebelik döneminde yoğun sigara içmesi düşük riskini arttırabilir. Solunumu olumsuz etkilediği için evde sigara içilmemelidir. Astım nefes darlığı konusunda da anne adaylarının önceden test yaptırması gerekir" şeklinde konuştu.

Mantar hastalıklarından korunma yolları

ayaks Mantarlar, tıpkı bakteriler gibi normal koşullarda da vücutta bulunabilen mikroorganizmalardır. Havadan, topraktan, hayvanlardan ve diğer insanlardan bulaşabilir. Sıcak, nemli ve hava almayan ortamlarda kolay çoğalırlar. Ortak kullanılan yerler ve eşyalar mantarın yayılmasına sebep olabilir.

Vücudunuzda küçük, kepekli, beyaz, açık sarımsı, kahverengi ve koyu renkli lekeler, halk arasında ‘samyeli’ de denilen bir mantar hastalığı olabilir.

Tırnakta renk ve şekil değişikliği, kalınlaşma, tırnak mantarı belirtilerindendir. Tırnak mantarı en sık ayak baş parmağında ve erişkinlerde görülür. Genellikle ayak parmak aralarında kaşıntı, pullanma gibi belirtilerle seyreden ayak mantarlarını takiben gelişir.

Mantar hastalıkları, havuz, hamam, spor salonları, duş gibi mekanlardan ve ortak kullanılan havlu, terlik gibi eşyalardan kolaylıkla bulaşabilir. Farklı mantar tipleri farklı organ ve dokularda mantar enfeksiyonu oluşturabilir.

Mantardan korunmak için;

  • Ayaklarınızı her gün yıkayın.
  • Özellikle ayak parmak araları olmak üzere, ayaklarınızı tamamen kurulayın.
  • Yazın dar ve kapalı ayakkabı giymekten kaçının.
  • Pamuklu çoraplar giyin ve hergün çoraplarınızı değiştirin. Sentetik materyelllerden yapılmış çorapları giymeyin.
  • Mümkünse evde ayaklarınız açık olsun.
  • Başkasının havlu ve terliğini kullanmayın.
  • Tırnaklarınızı kısa tutun. Tırnaklarınızı deterjan ve kimyasal maddelerden koruyun.

  • Tedavi;

    Mantar enfeksiyonunun yeri ve şiddetine göre değişir. Doktor kontrolünde yapılmalıdır. Ağızdan alınan veya hastalıklı bölgeye sürülen ilaçlar kullanılabilir.

    İlaç kullanım süresini doktorunuz belirleyecektir. Eksik tedaviler mantarın kısa sürede tekrarlamasına yol açar. Tedavi sonrasında da mutlaka korunma önlemlerine dikkat etmeniz gerekir.



    Dr.Canan SAVAŞ
    Cilt Hastalıkları Uzmanı
    drcanansavas@kozmed.com
    www.kozmed.com

    Mor Çatı'ya 664 başvuru

    alkol Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfına bu yılın ilk 6 aylık döneminde şiddetle karşılaşan 664 kadının başvurduğu bildirildi.

    Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfından yapılan açıklamada, başvuran 664 kadının yaklaşık yarısının yaşamları tehdit altında olduğu gerekçesiyle hemen bir sığınağa yerleşmek istediği ifade edildi.

    İstanbul'daki sığınma mekanlarında sadece 200 kadına yer olduğu ve mevcut kapasitenin büyük bölümünün dolu olduğu belirtilen açıklamada, sığınağa yerleşemeyen kadınların, çocuklarıyla birlikte şiddet ortamına geri dönmek zorunda kaldıklarına işaret edildi.

    AB standartlarına göre 17 bin kişinin yaşadığı her merkezde kadın ve çocuklar için en az bir sığınak bulunmasının gerektiği belirtilen açıklamada, “Türkiye'de Belediyeler Yasası'nın bu rakamı 50 bin olarak öngördüğü ancak uygulamada 2 milyon kişiye bir sığınak bile düşmediği” bildirildi.

    6 aylık dönemde evsiz 42 kadının Mor Çatı'ya başvuru yaptığı ifade edilen açıklamada, başvuruda bulunan kadınların 45'inin boşanma, 86'sının avukat desteği, 43'ünün ise psikolojik yardım istediği anlatıldı.

    Kadınların en çok dile getirdikleri sorunun fiziksel şiddet olduğu vurgulanan açıklamada, 6 aylık dönemde Mor Çatı'ya gelen kadınlardan birinin kulağının duymadığını, bir diğerinin şiddet nedeniyle çocuğunu düşürdüğünü, başka bir kadının ise şiddet nedeniyle yüzde 95 oranında görme yeteneğini yitirdiğini söylediği ifade edildi.

    Bazı kadınların da cinsel şiddetle ilgili destek talep ettikleri kaydedilen açıklamada, Türkiye'de henüz kadına yönelik şiddetle mücadelede somut ve gerçekçi adımlar atılamadığı savunuldu.